oruç aruoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oruç aruoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2014 Pazar

oruç aruoba


i.

neyiz ki biz?
ilk ışınları görününce güneşin,
kaparız tepenin gözkapaklarını– 
çam değiliz ki, kollarımız açık
ürpererek karşılayalım donuk ışığı.
gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,
açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,
parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.
tanımayız alacakaranlığı delen,
tepelerin arasından seçen bakışı.–
kör olmuş ışıktan gözlerimiz.
gündüz yarasalarıyız biz.


ii.

geceyi düşleriz gündüzken,
geceyken de gündüzü–
yitirebileceklerimiz yitiktir 
onlardan uzaktayken — ama
özleriz, döneriz yeniden
yitirmeden
yitirebileceklerimizi
yitiremediklerimize.
yitirebilirdik, deriz;
ama yalnızca bir fiil çekimi bu– 
tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.
gündüz yarasalarıyız biz.

iii.

sağlamdır düşünce temellerimiz,
ama altlarında kist vardır, sonra kum– 
dururuz gerçi, sapasağlam, kalın
taştan duvarlarımızla, dimdik
ayakta; ama biraz su, bir sızıntı
kaydırır temellerimizi hemen.
duyarız yerçekimini hemen,
titreriz. sımsıkı, gergin
bağlar vardır
düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,
ya temelsizse temeli
bütün bu bağları
bağlayan
bağın?
bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.
gündüz yarasalarıyız biz.

iv.

yapacaklarımız vardır kocaman,
kocaman başarılar, yüce çağrılar; ama,
tutmadığımız bir eldedir aklımız,
bir son selamda, biz aceledeyken gönderilen–
nedir ki acelemiz, niyedir ki?
camın boşluğunu arayan kocaman
pervaneler gibi, kanat çırpan
ışığa ulaşmak için
çırpınan, camı kıracakmış gibi–
düşmanımızdır oysa ışık bizim,
kanatlarımızı yakan, kavuran–
aradığımız –ışıkta– nedir ki?
ışıktan gelir ölümümüz.
gündüz yarasalarıyız biz.

v.

hep bir dimdik, dümdüz dürüstlüktür duyduğumuz,
ama bir kuşku kurdu kıvır kıvır kemirir köklerimizi–
nasıl da kolaydır yalanlarımız, uydurmalarımız,
nasıl da rahat. iç sızlaması nedir bilmeyiz;
başedilemez gerçeklerimiz hazırdır çünkü hep–
kozasında mışıl mışıl kanat takınır tırtılımız,
sindire sindire yapraklarımızda açtığı delikleri.
övünürüz delik deşik, bölük pörçük
yeşilliğimizle — yenmiş bitmiştir oysa
büyüme noktalarımız, su çekmez artık
kök uçlarımız, dökülüp gitmiştir
taç yapraklarımız artık.
nasıl da yabancı topraktan baş uzatmış taze fide bize.
gündüz yarasalarıyız biz.

vi.
bir görsek andığımız yüzü,
tanır mıyız? –tanır mıyız
sevdiğimizi, bilir miyiz neydi–
sevdik mi, seviyor muyuz?
yürüyüşü, saçının dökülüşü–
anımsar mıyız, anımsıyor muyuz?
bir anıdan başka nedir ki sevgimiz?
gündüz yarasalarıyız biz.

vii.

koy başını omuzuma yine.
aldırma, söylenmeden kalsın
düşünülmedikler, bilinmedikler — bırak
unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler — bırak
yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken
sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik.
gel — uyuyalım güneş görününce,
aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık.
uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar,
dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız.
ama şimdi — sanki sevdalı gibiyiz şimdi,
sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri–
şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,
şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle–
aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.
gündüz yarasalarıyız biz.

26 Haziran 2014 Perşembe

oruç aruoba


İçimde bir yengeç var.
İçimdeki en kuytu kovukta yaşıyor olmalı; oradan seyrediyor herhalde her yaşadığımı. Ancak arada bir hissediyorum varlığını – ancak arada bir belli ediyor kendini. Ama biliyorum : hep orada...
... bana direnir çoğunlukla – dolambaçlı yollarla karışır yaptıklarıma, ket vurur. Bir yolunu bulup yaptıklarımı engeller; yapacaklarımı belirlemeğe çalışır.
Bunun temelinde benim ile uyum içinde olmaması yatsa gerek. Benim yaptıklarım aykırı geliyor olmalı ona.
Sanıyorum benden pek hoşnut değil.
En çok dayanamadığı da, benim, devinimsiz, eylemsiz kaldığım zamanlardaki hâlimdir – (gün olur, hiçbirşey yapmak gelmez içimden; ya da : hiçbirşey yapmak gelir – öyle, bir köşeye oturur, saatlerce, etrafıma bakınırım – seyrederim. Kafamdan binbir türlü imge, tasarım, düşünce –öylesine, gelişigüzel– geçip durur; zaman da geçer ya, öyle –?
aldırmam...), bu durumlarda, içimde, kocaman kıskacının çat–çatını, sert ayaklarının yan yan eşelenen öfkeli katırtısını duyarım. "Yürü git!", der bana; ama ben kalakalmış olurum. Dinlemem onu; belki, dinlemek elimden – içimden– gelmez.


19 Haziran 2014 Perşembe

oruç aruoba

yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında
tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de)
savaşmakla geçecek. - bu yüzden de, ulaşman
gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak
o eğilimler, sonunda. zaten, belki, istedikleri de budur:
senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken
düzeyin altında kalman…
ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da
aynı olmayacak mı zaten - sen, zaten, ulaşman
gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? - ama,
savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin
düzeye savaşarak gelmiş olacaksın - - bu da boşuna
olmayacak.
yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin
şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.
yaşamı ‘hafifçe’ yaşayabilseydin, yaşamın olayları da
uçup giderler, sana yük olmazlardı - ama o zaman da,
uçucu, boş olurdu yaşamın. bu yüzden, yaşadığın her
olayı ‘ağır’laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna
çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın.
yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmek olacak.
yaşam, yükleneceğin yüktür.
yaşamın, yükündür.
yaşamda atmak isteyeceğin her adımın
bir bedeli olacak: ancak bedeli ödemeğe
hazır olursan atabileceksin o adımı - bedeli
'peşin' ödemeyeceksin; adımı atmaya hazır değilsen,
bedeli de ödeyemezsin: adımı atma anında,
bedeli de ödemeğe hazır hale gelmiş olacaksın.
yaşam gidince ne yapacağını bilemediğin, ama gitmek
istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak -
ki bunlar, belki, o yerlere gitmek istediğini bile ancak
sonradan anlayacağın yollar olacak…
yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak;
hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan:
son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz
olacak - sen en son çıkmazına girdiğinde,
yaşamın da ‘düze’ çıkacak…
yaşamın, beklediğinin gelmemesi - ki, işte:
senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen
olacak.
yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar,
bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak: uzaklardan gelip
geçerken kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar
- o kadar…
orman, bütün sessizliğiyle, yine yalnız,
duracak orada.
yaşamında, yürüyüp yürüyüp, bir an durunca,
çevrene bakıp göreceksin ki, yürüyüşüne şu ya da bu
noktada katılmış, bir süre seninle birlikte yürümüş
kişilerden hiçbiri yok yanında:-
sen, bir an, “buradayım” demek için durunca,
onlar, artık, “orada” olacaklar - “buradayım artık” bile
demeyecekler sana, “orada”larından seslenerek…
"burada"nda kimse bulunmayacak
- “orada”ndan da kimse seslenmeyecek sana…
yaşamın, tasarladıkların ile gerçekleştirebildiklerin
arasında gidip gelecek: gerçekleştirebildiklerin
tasarladıklarından hep eksik;
tasarladıkların gerçekleştirebildiklerinden
hep fazla:-
hep, hem eksik, hem fazla olacak yaşamın
- gerçekleri eksik, tasarıları fazla…
hep eksiklikler yaşayacaksın - ve, hep, fazlalıklar…
yaşamın bu olacak işte:
eksik - fazla…
öyle yaşayacaksın ki, kendin bir türlü olgunlaşamadan,
arkanda olgun ürünler bırakıp yürüyeceksin - ancak
da olgun olduklarında bırakacaksın onları ardında…
çünkü sen kendin de, olgun hale geldiğinde,
kendi ardında kalacaksın - bırakacaksın kendini
ki,
ardında kalsın…
yaşamda yapabileceklerin, zaten, yapabildiklerin
olacak - ama yapabildiklerin, yapabileceklerinden
daha az olabilecek : ıskalayabileceksin - bundan da
korkma, kaçınma; zaten, yapabileceklerini
yapabildiklerinden ayrı, bağımsız olarak
saptayabilseydin, ‘herşeye kadir’ olurdun!
yapabileceklerine boşver - yapabildiklerini yap!
yaşamının hiçbir belirli yerinde bulamadığın amacı,
boydanboya kendisinde yatar.
yaşamının amacını arayıp arayıp bulamayacaksın;
ki, bu olacak işte yolu gösteren - amaç da, bu…
çünkü kişi ancak kendi yaşadıklarından;
ve yine ancak kendi yaşadıkları aracılığıyla başka kişilerin yaşadıklarından
(ve yazdıklarından)
birşeyler edinebilir.”

oruç aruoba

1.

Yavaştır yaşamının anlamı

2.

Sana aldırmaz;öyle hemen de çıkıp gelmez sana,sen onu ne denli bekliyor olsan da.
Senin beklemen:bir boşunalık duygusudur yalnızca;gerçekler içinde hayallerin; olup-bitenler içinde olamaya-cakların düşlenmesi-boyuna ve boşuna bir düşüş - oysa o, gelişmektedir.Sana doğru. Sen hiç bilmeden - beklerken,bilmeden.
Senin beklediğindir o;ama sen, bilmiyorsundur.Gelmeyeceğini sanarsın.Yıllar geçtikçe, hatta,hiç gelmeyeceğini bildiğini sanarsın-yıllar geçer, emin olduğunu da sanarsın artık hiç gelmeyeceğinden.
Senin beklemen:hüzünlü ama dingin bir umutsuzluktur;bir an önce bitirip gitme isteği çökmüştür üzerine -hatta bitiremeyeceğini de bildiğin bir çok şeye aldırmazca ve umarsızlıkla girişip, hepsini yarım bırakıp gitmek,bir ayartı kadar keskindir artık.
-Yaşamının anlamı bulunmamıştır,bulunamayacaktır-o,gelmeyecektiya;sonuçsuz, bir son olarak, ölüm,gelebilir,artık,işte…

3.

Hani çiçekler vardır-sanarsın,hep tomurcuk kalacaklar(öylesine uzun sürmüştür ki gelişmeleri,serpilmeleri,olgunlaşmaları);oysa,gün gelir ,inanamadığın bir hızla,pırıl pırıl açıverirler ya-işte öyle:birdenbire geliverir yaşamının anlamı.
yıllar sürer,çünkü,o küçücük tomurcuğun gelişmesi,sonra çiçeklenmesi;sonra olgunlaşması,meyveye duracak hale gelmesi.Yıllar ve yıllar…
Meyve:olgunluktan çürümeye geçiş olacaktır;ama,yokluktan varlığa da…
Yaşamdan ölüme;ama,bir o kadar da,ölümden yaşama…

4.

Yıllar önce görmüşsündür onu-bir an için, tek bir kez: Ufacık. Belirsiz. Uçucu. Yalnızca, içinden,”Ne güzelsin” demişsindir.”Kalsan ya biraz” bile diyemeden -zaten bilmiyorsundur deyimi o zamanlar.
Bir karışıklı ve geçip gidicilik içinde yalnızca :anlık bir görüntü. Bir görünüm, bir yüz, bir çehre -birkaç renk içinde.Esintili bozkır tepesinde (bir tür bahardır) ak bir kızıltı.Kötü bir çivit mavisi ve yapışkan bir beyaz içinde.Yanında sapsarı birşey…
Geçip gitmiş,silik;hep de siinen bir anı.Küçücük. Zorlukla anımsadığın(o gün niye orada olduğun bile belirsizdir), hiçbir anlam veremediğin;kavramak şöyle dursun, daha nereye - hangi yerine- koyacağını bile bilemediğin bir an-ani bir anı olacak birşey…
***
İşte pencerenin camında yavaştan biriken buğu gibidir-gözünü tamamiyle kapayacak körlük-:görüşünü tamamiyle örtmeye yönelmiştir;ama açık bakışının da hangi noktada olanaklı olduğunu (bahar’ın ne zaman ve nasıl geleceğini) sana bildiren, gene, odur…

5.


Sonra, işte yıllar sonra(yarıyı çoktan aşmış ömür sonra) gelir:”İşte o benim” der-“bendim o işte…”