enis batur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enis batur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2014 Pazar

enis batur

Eskiden bir bahar vardı, lavta ve arp,
düşmezdi elimizden Le Rouge et Le Noir;
üşürdü kadınlar, ellerimiz eldiven,
atkıydı kollarımız engerek soğukta,
karakışın ardından çözülürdü yumak:
Tuz ve tütsü, kül ve duman, kelimeler,
sesler ve tınılar ve gece: Gecenin
sonunda ışık vardı.
Le Rouge biraz daha kanadı sonra,
Le Noir koyuldu biraz daha: Aynı
çıplak at gelip sırtına aldıydı zamanı.
Bir soru sorulsa, yanıt yerine yeni
bir soruydu ağzımızdan çıkan,
mağrurdu yüzümüz hala, ama kopmuştu
bakışımız bizden: Ufukta seyreden
dümensiz gemilerdik, bekliyorduk
fırtınanın çökmesini üstümüze.
Sancılandık böylece ve doğurduk yıldan
yılı: Erkekler suskun ve kavruktular,
bir düşün peşinde yenik. Sokulmuştu
ağır ağır kurdukları imge ağı, çatlaktı
sisli gözbebekleri. Kadınlar mı getirdi
bu korkulukları, bu bürümcükten erken
doğum kefenini, onlarla mı büyüyüp
kurudu diktiğimiz ağaçlar? Eskiden
bir bahar vardı, eskiden içimizde
başlayan.
Jim Morrison, Hendrix ve John Lennon
yoktu artık; yoktu "Göğe Bakma" durağında
şemsiyesiz bekleyen yağmur kadınları.
Herkes bir 35 yaş şiiri yazdı kendi
eksik hayatından, fethedeceğimiz dünya
inanılmaz bir hızla geçmişe doğru
kaydı: Üşümüyordu kimse şimdi,
yanlış koruda düdük çalıyordu bekçiler.
Eskiden bir bahar vardı, flüt
ve keman, Le Rouge biraz daha kana,
koyul biraz daha ey dipsiz Zaman


23 Haziran 2014 Pazartesi

Kediler Krallara Bakabilir / Enis Batur


Herşey iyi de, diyeceksiniz, kedi sevmek nedir? Kedi sevmek insanları, sokakları ve şeyleri sevmekten farklı birşey mi? Bilge Karasu, 'kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir' der bir masalında, ben bu farklı sevme biçimini bundan daha iyi tanımlayan bir cümleye rastlamadım bugüne dek. Sahip olmayı yadsıyarak, ya da, sahip olmamayı göze alarak sevmek insanoğluna pek güç gelir. Sevgiyle mülkiyet duygusu öteden beri ortak yaşardır onda, sevgi bağını çoğu kez de tek yanlı, gerçek bir bağ haline sokmaya alışmıştır. Sevdiği kişinin bağımsızlığına da, kendi bağımsızlığına da kolay kolay katlanamaz. Bunu eleştiri, suçlama konusu saymamak gerek gene de: İnsanlar, eninde sonunda, kedi sevenler ve sevmeyenler olarak da pekala ikiye ayrılabilirler. Bir de, benim gibi, yolun sonuna varamayacağını bile bile kedi sevmeyi öğrenmeye çalışanlar vardır.

Kedinin sevgi 'anlayış'ındaki farklılık, gülünç gelebilir ama, farklı bir mantığa bel bağlamasından gelir. İnsanlar, kendi doğalarının terimleriyle sevgisiz, hain ya da bencil sayarlar ya kediyi, onun herhalde bu tür kaygıları yoktur. Oynaşmak; sevmek, sevilmek istediği an buradadır. İstemediğinde çekip gider, sizin doyumunuz yarıda kalmış, ona vız gelir.


enis batur

Herkesin bir sayfayı bırakıp
başka bir sayfaya başladığı anda
tıkandım ben. Yüzüm gözükmüyor ki
fotoğrafta, nasıl gözüksün: Başımı
eğmişim masanın üstüne, sanki tahtanın
etine gömülmüşüm: Seyrelen saçların
arasından iri, kilitli kafam fışkırıyor.
Aslında koyu bir suçtur içimde beslediğim.
İki çatı arasında bocalayan bir damladan
havaya yontulmuş gün sis ve damağımda
donmuş buruk tad alaşımı, acıyla geçiyorum
o seyrek tarihten: Dönüp de bulduğum,
her köşede pıhtılı bir mum.
Ayartıldığım
dünyaya kazdım da kendimi: İçimden
çoktan sökülmüş puslu sahanlıkta
yeniden doğdum ve geriledim: Kapandığım
kırgın mandolin dersleri, donuk boz suya
düşen bisiklet gölgeleri ve kahverengi,
pis bir örtüye çöküp bul karayı al parayı
oynadığım yaşlarım için buğulu bir sıkıntıydım.
Oysa herşey
nasılsa ince bir ipliğe bağlı: Annem
bir Singer makinası için doğurmuş beni,
sevdalı bir iğneyle dikmiş herşeyi
bir tek yarama dokunamamış.


21 Haziran 2014 Cumartesi

enis batur

Her kelimenin iki anlamı olduğunu
bilmiş, baştan beri üçüncüyü aramıştı.
Ama bu bir şey değildi asıl aradığının
yanında : Başka bir düzen olsun istemişti
seslerin arasında, harflerle renklerin
birbirlerini itmedikleri bir dengeydi
ısrarla kovaladığı. Yıldan yıla dile
yüklediği zalim işi dizmişti kafasında,
ışığa ve karanlığa, sessizliğe ve uğultuya
verdiği değerleri elden geçirmişti tek tek.
Heceden heceye dörtnala ilerlemişti bakışı,
cümleden cümleye tekinsiz bir başdönmesiyle
geçmişti: Bir an boyu elinde tuttuğu kelime
onu kavururken durmuş, gözlerini uzağa,
sonsuz bir boşluğun ardında beklettiği
sonsuz bir aynaya dikmişti.

"Ben yoksam" demişti oradaki yüz, "siz
bekleyin".

20 Haziran 2014 Cuma

Edip Cansever için Requiem / Enis Batur



Ahmet Oktay'a

Sizin için kokladım gülü,
durdum
yürüdüm
düş tutup uyku kırdım
sizin için
baktım
bakılmaması gereken anda
bakılmaması gereken birşeye,
sizin için susadım ve içtim
bu gecikmiş kanı,
bütün çanlar sustuğunda
sizin için dokundum
çoktan terkedilmiş bir kampanaya
diktiğim selvi
kurduğum saat
kırdığım bardak
sizin için
yağdığım yağmur.

enis batur



Gidebilse, ne çok iz kalıyor geride
”Belki zaman” diye düşünüyor adam:
”Zaman eksiltebilir birikeni.”Oysa ne
zaman -ne de ona benzer şeyler-one
benzer şeyler? silebiliyor mekana …
sinenleri.Eşyalar değiştirilse de,yeni
badana yaptırılsa da değişmiyor ağrının
kurduğu sıra:Değişmiyor çünkü sokak
adları,değişmiyor şehirler ve insanlar,
dünden bugüne inatla yürüyen inatçı
mantık:Her mevsim,her dolunay,
yağmurlar,bahar aldatmacaları,
her kuyu,her kule,her balkon,
kadehler,mumlar,köpükler,
her kırmızı,her siyah,her gri
her uyku,her düş,her uyanış,
-yer etmişse- aynı çiviyi isteyen
bir delikte tıpatıp zonkluyor.
”Zaman da değil.” ,diyor adam,
Kimse yokken, yüksek sesle.
Yeni bir iz kalıyor orada,o an.

enis batur



Göğün karaya ilişeceği yer dolayımda olmalıydı. Herşeyi birbirine karıştırıyordum. Sevgi ile ölümü, özlem ile boşyereliği, bitmişlik ile coşkuyu. Yalnızlığın yalnızca bir sözcük olamayacağını içimde, beynimde besliyordum. Sabahları, gökyüzünün kirli geçmişinde, uzak şimdisinde, olamaz geleceğinde tozlu yollara doluşuyordum. O teciyi arıyordum. Kendimi. Her durgun bakışın, her bulanık gözün eskimiş biliminde sessiz bir sonu algılıyordum. Toprağın simyasında zamanın yavaşlaması vardı. Pineklemesi. Kuşların yırtıcı umutsuzluğu, sonra. Güneş bir bildiri gibi yükseliyordu. Kaçıyordum.
Böyle anlarda her sokağın bana çıkmasından korkardım.

19 Haziran 2014 Perşembe

enis batur

Toplumun sırt döndüğü, topluma sırt dönmeyi seçen şair, içinde yaşadığı dünyayla da uzlaşamayacaktır. Herşeye karşın sürüp gidecek, söz’ünün kesintiye uğramasına karşı duracaksa, bu, sözcükleri aracılığıyla yaratacağı eksiksiz bir dünyaya duyduğu inançtan kaynaklanacaktır. Öyleyse, bir bütünlüğü, dilde yaşayacak ve gel git kuracak bir saltığ, dilde yetkin bir dünya tasarısını gerçekleştirecek saltığı aramalıdır şiir. Dört bir yanından sınırsızlık örgüsüyle kuşatılan bu sınır-söz ne boşluk, ne de kaçak vermeden sürmelidir. Öyle ki, bütün kapladığı alan akılermez biçimde bu sınır(sızlığı)ın kendisi olana, bir baştan ötekine, orta yerini yok etmeye çalışarak sınırsızlaşana dek sıvanmalıdır her bir yanı. Opus Magnum; ilkçağ büyücüsünün, ortaçağ simyacısının, yeniçağ akılcısının kendinde (evrende) aradığı “Büyük Uyum”u şairde bulmasıdır. Bütün bir yaşam boyu, çıraklıktan ustalığa, ustalıktan bilgeliğe uzanan aşkın çizgide alınyazısına çalışır şair. Baş eğme, boyun eğme değildir alınyazmak, baş eğmek, boyun eğmek dünyayı olduğu gibi kabullenmek, giderek oluruna bırakmaksa, alınyazmak yazgıyı yeniden yazmayı, kendi eliyle yazmayı üstlenmektir çünkü. “Değiştirmek istiyorum dünyayı”- Rimbaud’un, Marx’ın bir önermesini ayırtılayan bu sonyorumuna varır. Sözü Şahyapıt’tan beklenen değil midir? Şair dünyayı dönüştürmez elbette, onun ereği değişimin peydahlanmasıdır: Rimbaud’un “Şiir eyleme sıkıdüzen vermeyecek, önünden gdecektir onun” yaklaşımından yola çıkarak, Martin Heidegger’in kendisine yönelttiği bir soruya “sorgulayan yanıtlar” getiren René Char, “bu gözden bakılırsa, şiir kentsoyluya hizmet etmeyecektir artık” sonyorumuna varır…”

enis batur

Bir ucunda Trajedi vardı bu kalemin,
Tılsım öteki ucunda. Uyuduğumda kim
uyanıyordu içimde, hangimiz sürdürüyordu
gün düşlerini, hangi yüzüm kanıyordu,
neden bir ucu seçip sivriltiyordum da
köreliyordu o an öteki uçtaki güdülerim,
kalemin bir ucunda Trajedi, Tılsım
benden yanaydı: Nereye çevirirsem çevireyim
öfke doğuruyordu hüzün doğuruyordu öfke:
İki ucunda kalemin
ebabil kuşları taş topluyordu.
Gelecek ardımda kalmış bir melek:
Defterim dolmuş, bir tek hece taşım için
karasız bir beyit oyalıyor şimdi beni.
Köprüler, dehlizler ve tünellerden geçtim,
oğullarım dağınık bir başkaldırı kavmi,
kızlarım sonsuza ayarlı birer arayış tohumu,
bu kadını sevmiştim: Koptu gitti dünyamdan,
sönmüş fer. Bu kadını da: doyamadığım.
Bir de onu: Yanıbaşımda fırtına gibi yaşayan,
tül gibi ölen. Yalnızım artık, nasıl yalnız
yaşamışsam gamlı bir şahinken.
Defterlerim dolu: Yaklaştım, erişemedim
Sancının ortasında, huzur kutbuna teğet,
varacağım noktaya doğru ilerlerken
ondan uzaklaştım belki de. Yandı canım
biricik olanı kendime ayırırken,
gün geldi içimde biriken ağu
çekti benden dışımda biriken uyumu:
Karanlık, sinsi, delici bir çağda
kırdım tek tek elimdeki kelimeleri.
Herşey geçti sonra, ben kaldım —
bir de bende bana direnen doğrular
ve yanlışlar: Hassas terazi, dik merdiven,
birkaç bozuk kum saatı, dilini unuttuğum
bir pusulayla gecelerimi paylaştığım
o tuhaf hayvanlar: Akrep ve örümcek,
semender ve şahin ve ebabil kuşları
taş topluyorlardı. Doğaya baktıkça
içimde dinlenen tufan insana baktıkça
kabardı; seyrek ve acemiydi kaçışlarım,
yüzümü döndüm nerede yakıcı bir hal
görsem, duydum ağızdan kaçırılmış
bir heceyi bile, bir tuzak kazıp
içinde salıvermek için mutlak bir av
bekledim.
Böyle başladı ve sürdüydü önümdeki katışıksız
yokuş: Sandım ve inandırdım belki,
gönlümü ve aklımı dağlamamış hiçbir işarete
oysa inanmadım. Hazırdım her an
kurduğum çadırı söküp yolcu çıkmaya,
kaldım burada: İğne ve ağ, ipek ve masal,
sis ve köpük arası yazdım öykümü defterden
deftere: Aradım bulamadım altın anlamı,
ama farkettim altındaki anlamı — uyanıp
kan içinde bir gece, sivrilttim öteki ucu
iyice:
Etrafımdaki nesneler cansız mı, kıpırtı
dolu: Dokunsam kendi dillerine çevirecekler
bende bildiklerini: Bu saatı ben durdurtmuştum,
ben çıkartmıştım bu yüzüğü, bile bile kırdığım
fanus ile bir başkasının kırdığı fanusu neden
içiçe geçirmiştim? İşte masam, kurutma kağıdım,
çocukluğumdan bu yana bana eşlik eden bir çift
kemik zar. İşte duvardaki ölü resimler,
yerdeki bu boz halı, başucumda yatağımın
opalin bir lamba ve siyah deri kaplı derin
defterler: Dokunuyorum ve dile geliyor
yıldan yıla bu odaya sinen saf korku:
Biraz daha arınmış ışık gerek bana,
biraz daha koyu bir mürekkep,
biraz daha felç sağ elim ve parmakları için,
biraz daha zaman ve bu zamandan geçmek:
Birkaç soluk boyu belki, belki birkaç çağ için
biraz daha cüret
ve korku,
Tılsım ve Trajedi gerek