Göğün karaya ilişeceği yer dolayımda olmalıydı. Herşeyi
birbirine karıştırıyordum. Sevgi ile ölümü, özlem ile boşyereliği, bitmişlik
ile coşkuyu. Yalnızlığın yalnızca bir sözcük olamayacağını içimde, beynimde
besliyordum. Sabahları, gökyüzünün kirli geçmişinde, uzak şimdisinde, olamaz
geleceğinde tozlu yollara doluşuyordum. O teciyi arıyordum. Kendimi. Her durgun
bakışın, her bulanık gözün eskimiş biliminde sessiz bir sonu algılıyordum.
Toprağın simyasında zamanın yavaşlaması vardı. Pineklemesi. Kuşların yırtıcı
umutsuzluğu, sonra. Güneş bir bildiri gibi yükseliyordu. Kaçıyordum.
Böyle anlarda her sokağın bana çıkmasından korkardım.
Böyle anlarda her sokağın bana çıkmasından korkardım.
