Toplumun sırt döndüğü, topluma sırt dönmeyi seçen şair,
içinde yaşadığı dünyayla da uzlaşamayacaktır. Herşeye karşın sürüp gidecek,
söz’ünün kesintiye uğramasına karşı duracaksa, bu, sözcükleri aracılığıyla
yaratacağı eksiksiz bir dünyaya duyduğu inançtan kaynaklanacaktır. Öyleyse, bir
bütünlüğü, dilde yaşayacak ve gel git kuracak bir saltığ, dilde yetkin bir
dünya tasarısını gerçekleştirecek saltığı aramalıdır şiir. Dört bir yanından
sınırsızlık örgüsüyle kuşatılan bu sınır-söz ne boşluk, ne de kaçak vermeden
sürmelidir. Öyle ki, bütün kapladığı alan akılermez biçimde bu sınır(sızlığı)ın
kendisi olana, bir baştan ötekine, orta yerini yok etmeye çalışarak
sınırsızlaşana dek sıvanmalıdır her bir yanı. Opus Magnum; ilkçağ büyücüsünün,
ortaçağ simyacısının, yeniçağ akılcısının kendinde (evrende) aradığı “Büyük
Uyum”u şairde bulmasıdır. Bütün bir yaşam boyu, çıraklıktan ustalığa,
ustalıktan bilgeliğe uzanan aşkın çizgide alınyazısına çalışır şair. Baş eğme,
boyun eğme değildir alınyazmak, baş eğmek, boyun eğmek dünyayı olduğu gibi
kabullenmek, giderek oluruna bırakmaksa, alınyazmak yazgıyı yeniden yazmayı,
kendi eliyle yazmayı üstlenmektir çünkü. “Değiştirmek istiyorum dünyayı”-
Rimbaud’un, Marx’ın bir önermesini ayırtılayan bu sonyorumuna varır. Sözü
Şahyapıt’tan beklenen değil midir? Şair dünyayı dönüştürmez elbette, onun ereği
değişimin peydahlanmasıdır: Rimbaud’un “Şiir eyleme sıkıdüzen vermeyecek,
önünden gdecektir onun” yaklaşımından yola çıkarak, Martin Heidegger’in
kendisine yönelttiği bir soruya “sorgulayan yanıtlar” getiren René Char, “bu
gözden bakılırsa, şiir kentsoyluya hizmet etmeyecektir artık” sonyorumuna
varır…”