19 Haziran 2014 Perşembe

enis batur

Toplumun sırt döndüğü, topluma sırt dönmeyi seçen şair, içinde yaşadığı dünyayla da uzlaşamayacaktır. Herşeye karşın sürüp gidecek, söz’ünün kesintiye uğramasına karşı duracaksa, bu, sözcükleri aracılığıyla yaratacağı eksiksiz bir dünyaya duyduğu inançtan kaynaklanacaktır. Öyleyse, bir bütünlüğü, dilde yaşayacak ve gel git kuracak bir saltığ, dilde yetkin bir dünya tasarısını gerçekleştirecek saltığı aramalıdır şiir. Dört bir yanından sınırsızlık örgüsüyle kuşatılan bu sınır-söz ne boşluk, ne de kaçak vermeden sürmelidir. Öyle ki, bütün kapladığı alan akılermez biçimde bu sınır(sızlığı)ın kendisi olana, bir baştan ötekine, orta yerini yok etmeye çalışarak sınırsızlaşana dek sıvanmalıdır her bir yanı. Opus Magnum; ilkçağ büyücüsünün, ortaçağ simyacısının, yeniçağ akılcısının kendinde (evrende) aradığı “Büyük Uyum”u şairde bulmasıdır. Bütün bir yaşam boyu, çıraklıktan ustalığa, ustalıktan bilgeliğe uzanan aşkın çizgide alınyazısına çalışır şair. Baş eğme, boyun eğme değildir alınyazmak, baş eğmek, boyun eğmek dünyayı olduğu gibi kabullenmek, giderek oluruna bırakmaksa, alınyazmak yazgıyı yeniden yazmayı, kendi eliyle yazmayı üstlenmektir çünkü. “Değiştirmek istiyorum dünyayı”- Rimbaud’un, Marx’ın bir önermesini ayırtılayan bu sonyorumuna varır. Sözü Şahyapıt’tan beklenen değil midir? Şair dünyayı dönüştürmez elbette, onun ereği değişimin peydahlanmasıdır: Rimbaud’un “Şiir eyleme sıkıdüzen vermeyecek, önünden gdecektir onun” yaklaşımından yola çıkarak, Martin Heidegger’in kendisine yönelttiği bir soruya “sorgulayan yanıtlar” getiren René Char, “bu gözden bakılırsa, şiir kentsoyluya hizmet etmeyecektir artık” sonyorumuna varır…”