19 Haziran 2014 Perşembe
Marcel Proust
Sessizliğin bir güç olduğu söylenir; bambaşka bir anlamda, sevilen kişinin emrinde, korkunç bir güçtür. Bekleyenin sıkıntısını artırır. Bir kişiye yaklaşmaya insanı en fazla davet eden şey, kendisini ondan ayıran şeydir; sessizlikse, aşılması en imkansız engeldir! Sessizliğin bir işkence olduğu ve hapiste bu işkenceye mahkum edilenleri delirtebildiği de söylenir. Oysa sevilen kişinin sessizliğine maruz kalmak, suskunluktan da ağır, en ağır işkencedir! Robert şöyle düşünüyordu: "Ne yapıyor ki hiç sesi soluğu çıkmıyor? Herhalde başkalarıyla aldatıyor beni." Şunları da düşünüyordu: "Ben ne yaptım ki böyle sesi soluğu çıkmıyor? Belki de benden nefret ediyor, hem de temelli." Sonra kendini suçluyordu. Ve böylece sessizlik onu gerçekten de, kıskançlık ve pişmanlıktan delirtiyordu. Zaten hapishanedekinden daha zalim olan bu sessizliğin kendisi bir hapistir. Aradaki boş, ama terk edilenin gözlerinden çıkan ışınların geçemediği hava dilimi, şüphesiz manevi, ama aşılması imkansız bir duvardır. Sessizlik en feci ışıklandırmadır; bize uzaktaki sevgiliyi bir değil, bin gösterir, her biri de bir başka ihanette bulunmaktadır. Bazen ani bir gevşeklik içinde Robert sessizliğin birazdan sona ereceğini, beklediği mektubun geleceğini zannederdi. Mektubu görürdü, gelmekte olduğunu görürdü; her sese kulak kabartırdı, susuzluğunu gidermiş olurdu; "Mektup! Mektup!" diye mırıldanırdı. Bu şekilde hayali bir sevgi vahası görür gibi olduktan sonra, kendin yine sonsuz sessizliğin gerçek çölünde yerinde sayar halde bulurdu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder