-Hiçbir yerdedir. Hiçlikten daha dingin bir yer düşün; en ulu dinginlik Tanrı ise, hiçlik Tanrı değil midir o zaman?.. Ben tanrıtanımaz bir kişiyim ama. Şu kör olası kural ne der? Var olan hiçbir şey yok olmaz! Bense bir varlığım, işte yürekler acısı durum bu! Yaratılış öyle yaygın bir biçimde oluşmuş ki, hiçbir şey boşta kalmamış. Her şey iç içe geçmiş. Hiçlik ölmüş; yaratılış onun yaraları olmuş, bizler damlayan kan, evren de her şeyin içinde çürüdüğü mezar. Bu sözler deli saçması gibi geliyor, ama gerçek payı çok.
-Evren sonsuzluğa mahkumdur, hiçlik ise ölümdür, ama ölüm olanaksızdır...
-Hepimiz diri diri gömülmüşüz, krallar gibi dört kişilik tabutlara konmuşuz; gökyüzünün alnına, evlerimize, giyindiğimiz mintanlara. Elli yıldır tabutun kapağını tırmalıyoruz. Yok olmaya inanabilseydi insan, çaresi bulunurdu; ölümden umut yok, seninki basit bir çürüme işlemi, hayatsa karmakarışık, hesaplı kitaplı bir çürüme, bütün fark burada! Ama ben bu tür bir çürümeye alıştım artık; bir başkasıyla nasıl anlaşacağım tanrı bilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder